Avukatlık Kanunu’nun Yabancı Ortaklıklara İlişkin Düzenlemelerini Etkisizleştiren Kanun Teklifi Hukuk Devleti İlkesiyle Bağdaşmamaktadır!
5 Mayıs 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 6’ncı maddesi ile 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na ek madde eklenmesi öngörülmektedir. Teklif kapsamında; en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren ve yıllık hasılatının büyük bölümünü yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirket topluluklarından elde eden sermaye şirketleri “nitelikli hizmet merkezi” olarak tanımlanmakta, bu şirketlere çeşitli vergisel avantajlar sağlanmaktadır. Düzenlemede bu şirketlerin faaliyet alanları arasında “hukuk danışmanlığı” hizmeti de sayılmıştır.
Teklifte yer alan bu yaklaşım, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun savunmanın bağımsızlığına dayanan temel sistematiği, kurucu felsefesi ve emredici hükümleriyle açık biçimde çelişmektedir. Avukatlık mesleği, ticari faaliyet mantığıyla yürütülen sıradan bir piyasa hizmeti değil; yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmanın temsilidir. Hukuk hizmetinin çok uluslu sermaye şirketlerinin organizasyon modeli içine alınması, savunmayı kamusal niteliğinden uzaklaştırarak ticari bir operasyon alanına dönüştürmektedir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatların ortak çalışma modelini “Avukatlık Ortaklığı” ile sınırlı şekilde düzenlemiş; bu yapının ticari şirket niteliği kazanmasını bilinçli olarak engellemiştir. Kanunun 44’üncü maddesine göre avukatlık ortaklığının faaliyetleri yalnızca meslek çalışması niteliğindedir ve ticari faaliyet sayılmaz. Aynı düzenleme kapsamında yabancı avukatlık ortaklıklarının Türkiye’de faaliyet gösterebilmesi ise açık sınırlamalara bağlanmıştır. Buna göre yabancı avukatlık ortaklıkları yalnızca yabancılar hukuku ve milletlerarası hukuk alanında danışmanlık hizmeti verebilmekte; bu faaliyet de mütekabiliyet şartına tabi tutulmaktadır.
Kanun teklifi ise mevcut sistematiği tamamen etkisiz hâle getirmekte; yabancı sermayeli şirketlerin hukuk danışmanlığı alanında faaliyet göstermesinin önünü, Avukatlık Kanunu’ndaki sınırlamaları dolanacak şekilde açmaktadır. Böyle bir yaklaşım, özel kanun niteliğindeki Avukatlık Kanunu’nun temel hükümlerini işlevsiz bırakmakta ve hukuk düzeninde normatif çelişki yaratmaktadır.
1136 sayılı Kanun’un 1’inci maddesi uyarınca avukatlık bir kamu hizmetidir. Aynı Kanun’un 35’inci maddesi ise hukuk danışmanlığı hizmetinin yalnızca baroya kayıtlı avukatlar tarafından yürütülebileceğini düzenlemektedir. Kamu hizmeti niteliğindeki bir meslek faaliyetinin, “hizmet ihracatı” ve yabancı yatırım teşvik modeli kapsamında uluslararası sermaye organizasyonlarına açılması; mesleğin niteliği, hukuk güvenliği ilkesi ve bağımsız savunma anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Teklif edilen model aynı zamanda ciddi bir haksız rekabet rejimi yaratmaktadır. Avukatlık ortaklıkları bakımından şubeleşme yasağı devam ederken, sermaye şirketi modeliyle faaliyet gösterecek yapıların çok merkezli organizasyonlar kurabilmesi; bağımsız çalışan avukatlar ile yerli avukatlık ortaklıkları aleyhine ağır bir eşitsizlik doğuracaktır. Bunun yanında sınırlı sorumluluk esasına dayalı şirket yapısı, avukatın mesleki sorumluluğunun arkasına tüzel kişilik perdesi çekerek vatandaşın hukuk güvenliğini de zedeleme riski taşımaktadır.
Savunmanın bağımsızlığı; yalnızca avukatların mesleki güvencesi değil, adil yargılanma hakkının ve hukuk devletinin temel şartıdır. Hukuk hizmetinin şirket stratejilerine, hissedar kârlılığına ve küresel sermaye organizasyonlarına bağımlı hâle gelmesi; avukatın mesleki özerkliğini zayıflatacak, savunmayı ekonomik güç ilişkileri karşısında kırılgan hâle getirecektir. Savunmanın bağımsızlığının zedelendiği bir sistemde, yargı bağımsızlığından ve hukuk devletinden söz edilmesi mümkün değildir.
Öte yandan teklif kapsamında yer alan “hukuk danışmanlığı” düzenlemesi, kamuoyunda hiçbir yönüyle tartışılmamış; Türkiye Barolar Birliği ile baroların görüşü alınmadan yasama sürecine taşınmıştır. Yargının kurucu unsurlarından birini doğrudan ilgilendiren böylesine temel bir konuda savunma makamının tamamen dışlanması kabul edilemez.
Avukatlık Kanunu’nun temel yaklaşımını, mesleğin kamusal niteliğini ve savunmanın bağımsızlığını göz ardı eden bu düzenlemeyi kabul etmiyor; hukuk devleti ilkesinin korunması adına “hukuk danışmanlığı” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını talep ediyoruz.
TRABZON BAROSU
Teklifte yer alan bu yaklaşım, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun savunmanın bağımsızlığına dayanan temel sistematiği, kurucu felsefesi ve emredici hükümleriyle açık biçimde çelişmektedir. Avukatlık mesleği, ticari faaliyet mantığıyla yürütülen sıradan bir piyasa hizmeti değil; yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmanın temsilidir. Hukuk hizmetinin çok uluslu sermaye şirketlerinin organizasyon modeli içine alınması, savunmayı kamusal niteliğinden uzaklaştırarak ticari bir operasyon alanına dönüştürmektedir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatların ortak çalışma modelini “Avukatlık Ortaklığı” ile sınırlı şekilde düzenlemiş; bu yapının ticari şirket niteliği kazanmasını bilinçli olarak engellemiştir. Kanunun 44’üncü maddesine göre avukatlık ortaklığının faaliyetleri yalnızca meslek çalışması niteliğindedir ve ticari faaliyet sayılmaz. Aynı düzenleme kapsamında yabancı avukatlık ortaklıklarının Türkiye’de faaliyet gösterebilmesi ise açık sınırlamalara bağlanmıştır. Buna göre yabancı avukatlık ortaklıkları yalnızca yabancılar hukuku ve milletlerarası hukuk alanında danışmanlık hizmeti verebilmekte; bu faaliyet de mütekabiliyet şartına tabi tutulmaktadır.
Kanun teklifi ise mevcut sistematiği tamamen etkisiz hâle getirmekte; yabancı sermayeli şirketlerin hukuk danışmanlığı alanında faaliyet göstermesinin önünü, Avukatlık Kanunu’ndaki sınırlamaları dolanacak şekilde açmaktadır. Böyle bir yaklaşım, özel kanun niteliğindeki Avukatlık Kanunu’nun temel hükümlerini işlevsiz bırakmakta ve hukuk düzeninde normatif çelişki yaratmaktadır.
1136 sayılı Kanun’un 1’inci maddesi uyarınca avukatlık bir kamu hizmetidir. Aynı Kanun’un 35’inci maddesi ise hukuk danışmanlığı hizmetinin yalnızca baroya kayıtlı avukatlar tarafından yürütülebileceğini düzenlemektedir. Kamu hizmeti niteliğindeki bir meslek faaliyetinin, “hizmet ihracatı” ve yabancı yatırım teşvik modeli kapsamında uluslararası sermaye organizasyonlarına açılması; mesleğin niteliği, hukuk güvenliği ilkesi ve bağımsız savunma anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Teklif edilen model aynı zamanda ciddi bir haksız rekabet rejimi yaratmaktadır. Avukatlık ortaklıkları bakımından şubeleşme yasağı devam ederken, sermaye şirketi modeliyle faaliyet gösterecek yapıların çok merkezli organizasyonlar kurabilmesi; bağımsız çalışan avukatlar ile yerli avukatlık ortaklıkları aleyhine ağır bir eşitsizlik doğuracaktır. Bunun yanında sınırlı sorumluluk esasına dayalı şirket yapısı, avukatın mesleki sorumluluğunun arkasına tüzel kişilik perdesi çekerek vatandaşın hukuk güvenliğini de zedeleme riski taşımaktadır.
Savunmanın bağımsızlığı; yalnızca avukatların mesleki güvencesi değil, adil yargılanma hakkının ve hukuk devletinin temel şartıdır. Hukuk hizmetinin şirket stratejilerine, hissedar kârlılığına ve küresel sermaye organizasyonlarına bağımlı hâle gelmesi; avukatın mesleki özerkliğini zayıflatacak, savunmayı ekonomik güç ilişkileri karşısında kırılgan hâle getirecektir. Savunmanın bağımsızlığının zedelendiği bir sistemde, yargı bağımsızlığından ve hukuk devletinden söz edilmesi mümkün değildir.
Öte yandan teklif kapsamında yer alan “hukuk danışmanlığı” düzenlemesi, kamuoyunda hiçbir yönüyle tartışılmamış; Türkiye Barolar Birliği ile baroların görüşü alınmadan yasama sürecine taşınmıştır. Yargının kurucu unsurlarından birini doğrudan ilgilendiren böylesine temel bir konuda savunma makamının tamamen dışlanması kabul edilemez.
Avukatlık Kanunu’nun temel yaklaşımını, mesleğin kamusal niteliğini ve savunmanın bağımsızlığını göz ardı eden bu düzenlemeyi kabul etmiyor; hukuk devleti ilkesinin korunması adına “hukuk danışmanlığı” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını talep ediyoruz.
TRABZON BAROSU
